İmamoğlu, Merdan Yanardağ ve 2 kişinin sanık olduğu casusluk soruşturmasında iddianame hazırlandı. Hüseyin Gün'ün sahibi olduğu ajans üzerinden yaptığı veri analizi Yanardağ'ın Kılıçdaroğlu'na sorduğu sorular ve seçim kampanyası casusluk olarak adlan


"Casusluk" soruşturması, Hüseyin Gün'ün üvey kardeşi olan Ümit Deniz Alaçam'ın 112'ye açtığı telefonla başladı. İhbar içeriğinde şüpheli Hüseyin Gün'ün İsrail, İngiltere ve Amerika ülkeleri lehine ajanlık
faaliyetlerinde bulunduğu, görüşmelerini gizliliğe riayet etmek amacıyla kriptolu telefonlar
üzerinden gerçekleştirdiği, farklı ülkelerde gerçekleşen iç karışıklıkları finanse ettiği ve
yine ülkemizde gerçekleştirilen seçimlerde hükümet aleyhine propaganda gerçekleştirmeleri
için şahıs/şahısları finanse edilmesinde aktif rol aldığı iddia edildi. Ancak hazırlanan iddianamede bu faaliyetlerin büyük çoğunluğuna ilişkin herhangi bir bilgi, belge yer almadı. Casusluk olarak adlandırılan "Gizli bilgileri dış devletlere sızdırma" eylemi ise iddianamede hiç geçmedi.

(Sayfanın en üstünde "Elbette, işte görseldeki notlarınızın istediğiniz formattaki çevirisi" ibaresi yer alıyor)
İddianamede çarpıcı ayrıntılar var. Savcılığın iddianameyi hazırlarken yazım aşamasını yapay zekaya yaptırdığı ortaya çıktı. Casusluk gibi ciddi bir suçlamanın yer aldığı iddianamenin yapay zeka tarafından hazırlanmış olması büyük tepki çekti. İddianamenin 35. sayfasında yer alan "tespit-11" adlı belgenin deşifresinde yapay zeka kullanıldığı ortaya çıktı.
Yapay Zeka'nın dışında savcılığın, Hüseyin Gün ve Ekrem İmamoğlu'nun danışmanı ve seçim kampanyasının başındaki isim olan Necati Özkan ile aralarında geçen İngilizce konuşmaların "Google Translate" gibi ilkel yöntemlerle tercüme ettirdiği anlaşıldı. Her bir ayrıntının büyük önem taşıdığı ve olayların net bir şekilde anlatılması gereken iddianamede. profesyonel tercümanlar yerine Google'ın Translate aracı kullanılması da dikkat çekti.
İddianamede casus olarak geçen Hüseyin Gün'ün, İBB verilerini kopyalayıp sızdırdığı iddia edilse de, Gün'ün bu bilgileri hangi ülkeye, veya hangi dış bağlantılı ajanslara sızdırdığına dair bir soru sorulmadı ve iddianamede de geçmedi.

İddianamede "Tespitler" olarak geçen konuşmaların büyük çoğunluğu Hüseyin Gün ve Necati Özkan arasında geçerken, Hüseyin Gün ve Ekrem İmamoğlu'nun hiçbir teması bulunmadığı, ortak baz kaydı çıkmadığı, hiç iletişime geçmedikleri ortaya çıktı.
Necati Özkan ve Hüseyin Gün'ün, Ekrem İmamoğlu'nun kazandığı ancak YSK tarafından iptal edilen 31 Mart seçimlerinin ardından temas kurduğu ve iptal edilen seçimle yenilenen seçim arasında İmamoğlu'nun seçim kampanyasına destek vermek amacıyla iletişime geçtikleri iddianamede yer alıyor. "Casusluk" gibi büyük bir suçun isnat edilebilmesi için "Devlete ait gizli bilgilerin, yabancı ülkelere yasa dışı yollarla sızdırılması" gerekiyor; ancak Hüseyin Gün, Necati Özkan, Merdan Yanardağ ve Ekrem İmamoğlu hakkında hazırlanan "casusluk" iddianamesinde bu tanımda bir casusluk faaliyeti yer almıyor.
İddianame tam anlamıyla Ekrem İmamoğlu'nun seçim kampanyasını merkeze alıyor. Hüseyin Gün'ün ajansı PİIQ, özet olarak Ekrem İmamoğlu'nun seçim kampanyasını analiz ediyor, toplumda yaptığı hareketlerin nasıl karşılandığı Necati Özkan'a raporlanıyor. Yani Hüseyin Gün, aslında sosyal medyada İmamoğlu hakkında gelen tepkileri derliyor ve Özkan'a sunuyor. Yaptığı şey iddianamedeki ifadesinde de geçtiği gibi veri analizi.
Hüseyin Gün ve Necati Özkan arasında geçen ve Ekrem İmamoğlu'nun seçim kampanyası kapsamında agresif tavırlar sergilediğinin, bu konuda İmamoğlu'nun sakinliğini koruması gerektiğini içeren konuşma da casusluk faaliyetine ilişkin dayanak olarak gösterildi.
İddianame aslında İmamoğlu'nun seçim döneminde nasıl dijital saldırılarla mücadele ettiğini de gösteriyor. Hüseyin Gün'ün Necati Özkan'a gönderdiği mesajda Ekrem İmamoğlu'na "gerçek olmayan, montajlanmış videolar" aracılığıyla dijital bir saldırı olacağını, İmamoğlu'nun savunmada bırakılmak istendiğini ve savunmada kalmaması gerektiğini söylüyor. Gün ayrıca İmamoğlu'na daha aktif olması tavsiyesinde bulunuyor.
İptal edilen seçimler sonrası Ekrem İmamoğlu ve Binali Yıldırım arasında gerçekleşen canlı oturumu İsmail Küçükkaya yönetmişti. İddianamede Gün'ün Ekrem İmamoğlu'na İsmail Küçükkaya konusunda dikkatli olmasını istediği görüldü. O dönem tarafsız imajı çizen Küçükkaya'nın, Mahir Ünal ile görüştüğü ortaya çıktı. Hüseyin Gün'ün Ekrem İmamoğlu'na Necati Özkan aracılığıyla, İsmail Küçükkaya tarafından sorulacak olan "Kürt meselesi ile ilgili gelecek sorulara karşı dikkatli olması" gerektiğini söylediği mesaj da iddianamede tespit olarak yer alıyor.
Gün ve Özkan arasında geçen görüşmede Gün şöyle söylüyor:
İsmail, AKP'den kimsenin kendisiyle iletişime geçmediği yönünde yalan söylüyor, fakat İsmail'in hesabına giden iletişim trafiği aksini gösteriyor. Ayıca, Ordu Valisi tarafından İmamoğlu aleyhine dava açmak için belirli iletişimleri de görüyoruz. Ancak ilginç olan şu: Davaya bakacak mahkeme, Sözcü gazetesi, Canan Kaftancıoğlu davasına da bakan mahkeme. Bu mahkeme AKP'nin operasyonel mahkemesidir.
Tüm bu faaliyetlere bakıldığında, Hüseyin Gün'ün, Ekrem İmamoğlu'na yönelik tavsiyelerin bir seçim kampanyasından ibaret olduğu kamuoyunda konuşuluyor. Casusluk faaliyeti olarak iddianamede yer olan eylemin, o dönem AKP adayı olan Binali Yıldırım'ın ekibi tarafından yürütülen kampanyaya karşı bir kampanya olduğu görülüyor. İşte bu kampanya, yani İmamoğlu'na ne yapması gerektiğinin tavsiye edilmesi "casusluk" olarak adlandırılıyor.
Merdan Yanardağ'ın TELE1'de Kemal Kılıçdaroğlu'na canlı yayında sorduğu sorular casusluk faaliyeti olarak belirtildi. İddianamede Merdan Yanardağ'a ait olan, "Tırnak içinde söylüyorum kirli bir kampanyaya tanık olduk. Yani yalan, iftira işte devlet baskısı kara propaganda montaj videolar ve yine sahte bildirilerle devam eden valilerin, kaymakamların doğrudan seçmene baskı yaptığı bir seçim dönemine tanık olduk, deyim uygunsa benim değerlendirmem bu seçimi çaldılar ve anti demokratik ve adil olmayan koşullarda seçim yapıldı bu da tartışılmıyor. İftira ve kara propaganda bu da tartışılmıyor. Halka karşı suç işlendi demokrasiye karşı suç işlendi" söylemleri suç unsuru sayıldı. Savcılık iddianamede bu söyleme ilişkin şunu isnat etti:
... söylemleri ile seçmen kitlesine karşı bir algı yönetimini oluşturduğu, ve halkı kışkırtarak galeyana getirmeye yönelik söylemler olduğu anlaşılmıştır...
Birçok uzman, casusluk olarak karşımıza çıkan iddianamenin gazetecilik ve seçim faaliyetlerini içerdiği, iddianamede dış bir devlete, Türkiye'ye ait bilgilerin sızdırıldığına dair bir bulguya rastlanmadığı, Ekrem İmamoğlu'nun, Binali Yıldırım'a karşı kazandığı seçimlerde yapılan veri ve sosyal medya analizlerinin casusluk faaliyeti olarak adlandırıldığı görüşünde.