MEDYA

Erdoğan’ı bekleyen mutlak butlan tehlikesi

Kapıdaki Düşman filmini bilir misiniz? Etkileyici ve sürükleyici bir yapıttır. Hollywood’un İkinci Dünya Savaşı’nın dönüm noktası olan Stalingrad Muharebesi’ni Sovyet askeri gözünden yansıttığı bu filmde, Sovyetlerin efsaneleşmiş nişancısı Vasily Za

24 Haziran 2026 Saat: 12:01
Erdoğan’ı bekleyen mutlak butlan tehlikesi
Erdoğan’ı bekleyen mutlak butlan tehlikesi

Biz de 2002’den beri birbirlerinin kapısındaki düşmanlar olan AKP ile CHP’nin düellosunu izliyoruz. Antagonist ilişkiye, yani düşman rakip ilişkisine dayanan bu düelloda bu zamana kadar kazanan hep Erdoğan iktidarı oldu.
Muhalefet çevrelerinden de kimi zaman duyduğumuz Erdoğan’ın öyle usta, hatta dahi bir siyaset insanı olmasının doğurduğu doğal bir sonuç değildi bu. (Zira Erdoğan usta ya da dahi bir siyasetçi değil)
2002’den beri aralıksız AKP iktidarını, muhalefetin aksine Erdoğan’ın siyasetin sosyoloji olduğu gerçeğini hiç unutmadan hareket etmesinin kaçınılmaz bir sonucu olarak yaşadık, yaşıyoruz…
Öyle ki, Erdoğan kendi siyasi hattını, kendisine oy ya da seçim kaybettiren sosyolojinin bile bir anda temsilcisi yapabiliyor. Elbette muhalefetin ve özellikle de ana muhalefetin boş bıraktığı, ürkek davrandığı alanlar sayesinde…
Mesela adına Terörsüz Türkiye denilen İmralı açılımını ilk açılımın getirdiği siyasi fatura nedeniyle güvenlik konsepti ile ambalajlayıp halka pazarlamaya çalışması Erdoğan’ın siyasi bilincinin açık olduğunun en güncel göstergesi…

Ancak CHP’ye yönelik mutlak butlan kararı, aklımı sürekli kemiren ve cevabını hala bulamadığım bir soruyu doğurdu zihnimde. O soru şu; Erdoğan mutlak butlan riskini nasıl aldı?

Neden mi bu soru aklımda belirdi?
Mutlak butlan kararı öncesinde ve sonrasında defalarca bu kararın üretebileceği siyasal sonuçların iktidarı cezbettiğini ve butlanın siyasi gerekçesinin de bu siyasal faydalar olduğunu ifade ettim. Eğer iktidar partisi, butlanın karşı mahallede sağlayacağı fırsatları yeni anayasa-yeni rejim denklemine entegre edebilirse, Erdoğan iktidarı açısından sorun yok…

Ancak madalyonun bir de öbür yüzü var. Mutlak butlan hem Erdoğan’a kendisini iktidarda tutan hem de CHP’ye kendisini ana muhalefetten geriye düşürmeyen kapıdaki düşmanı kaybettirebilir…
Anlatmaya çalıştığım şu; CHP, geçmişten beri Türkiye’de sağ siyasetin, özellikle de İslamcı siyaset ve Erdoğan’ın siyasal-ideolojik kimliğini ve anlatısını ayakta tutan en büyük antagonizmayı, yani ana ötekiyi oluşturuyor.
Mutlak butlan kararı ise, CHP’yi girdiği iktidar olma yolundan çıkarma ve bölünme sürecine doğru sürüklüyor. Söz konusu sürükleniş, Erdoğan iktidarının kendisini tanımladığı referans noktasının çökmesi demek. Ana ötekinin tasfiyesi, özne için yani Erdoğan ve iktidarı için kimlik krizinin tetiklenmesi demek.
Çünkü antagonizma yok edildiğinde, “ben”i tanımlamak ve kitleleri bu tarif etrafında konsolide etmek zorlaşır hatta imkânsız hale gelir. Oysa Erdoğan siyasetinin 24 yıldır en büyük lüksü, karşısında toplumsal hafızada bagajı hazır, muhafazakâr-milliyetçi kitleyi ürkütmesi kolay bir CHP bulmasıydı. Mutlak butlan hamlesiyle bu kurumsal yapının altındaki halı çekildiğinde, Erdoğan aslında kendi siyasi konfor alanını da havaya uçurmuş oluyor.

Bu durumda da şu soruların cevabını aramak gerekiyor; ana ötekinin ortadan kalkmasıyla, bugüne kadar "CHP gelmesin" diye bir arada duran, ekonomideki çöküşe, adaletteki çürümeye ve sistemsel krizlere rağmen Erdoğan’ın arkasında saf tutan seçmen bloku, korkulacak bir "öcü" kalmadığında nereye bakacak?

CHP iktidar alternatifi olmaktan çıkarıldığında, iktidar olma ihtimali kalmadığı algılandığında, iktidar kitleleri konsolide edecek tarihi ve siyasal düşman rolünü kime giydirecek?
CHP’den doğacak yeni partiye mi? Eğer kapıdaki yeni düşman olarak yeni parti belirlendiyse, CHP’nin kurumsal kimliği ile aynı algıya sahip olmayacağından tarihi ve siyasal düşman noktasında da aynı randımanı sağlamaz…

Erdoğan, tarihsel ve ideolojik olarak yüklü bir CHP karşıtlığı yerine, daha esnek, daha parçalı ve daha kolay yönlendirilebilir bir muhalefet alanını oluşturarak antagonizmayı yeniden mi tanımlayamaya çalışıyor bilinmez. Ancak bildiğim ve gördüğüm o ki; Erdoğan'ın siyasi rasyonalitesinin makas değiştirdiğini, sosyolojiye uygun siyaset becerisinin yerini kapıdaki düşman kapıyı kırıp içeri girmek üzereyken hayatta kalma refleksine bıraktığı çok açık ortada…
Toparlayacak olursak, hani yukarıda sordum ya, “Erdoğan’ın arkasında saf tutan seçmen bloku, korkulacak bir ‘öcü’ kalmadığında nereye bakacak?” diye. Yanıtı çok basit: Elbette içeriye, yani bizzat iktidarın kendisine.
Düşmansız kalan bir savaşçı, eninde sonunda kendi gölgesiyle savaşmaya mahkumdur ve o savaşı hiçbir siyasetçi kazanamaz.

YORUMLAR Üye Girişi

Bu Habere Yorum Yapılmadı. İlk Yorumu Siz Yapmak İster misiniz? 
Lütfen Resimdeki kodu yazınız
 

Bidünya Haber | Dünya ve Türkiye Gündemine uzak kalmayın. Tavsiye Formu

Bu Haberi Arkadaşınıza Önerin
İsminiz
Email Adresiniz
Arkadaşınızın İsmi
Arkadaşınızın E-Mail Adresi
Varsa Mesajınız
Güvenlik KoduLütfen Resimdeki kodu yazınız
Yukarı ↑