CHP Grup Başkanı Özgür Özel, partisinin grup toplantısında konuştu. Komedyen Deniz Göktaş hakkında açılan soruşturmayı eleştiren Özel "Ne oldu da bu millete efendi, cellat, ceberrut oldunuz?" diye sordu. Özel, konuşmasında bir kez daha yeni parti mes


CHP Grup Başkanı Özgür Özel, partisinin grup toplantısında gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulundu.
Özel, 7-8 Temmuz'da Ankara'da yapılacak NATO Zirvesi öncesinde alınan olağanüstü tedbirleri eleştirdi, toplu tutuklama kararları üzerinden iktidara yüklendi.
CHP Grup Başkanı'nın gündeminde komedyen Deniz Göktaş'a yönelik soruşturma da vardı. Özel, bu durumun iktidar için 'acziyet' olduğunu ifade etti.
Özel ayrıca Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın dış mihrak ve Frankenstein göndermelerine de yanıt verdi.
Konuşmasının sonunda bir kez daha yeni partiye yönelik değerlendirmelerde bulunan Özel'in grup toplantısındaki açıklamaları şöyle:
- Partimize yönelik işgalin, saldırının ardından Ankara'da oturmadık. 15 katlı binadan çıkarıldıktan sonra 15. ilimizde milletimizle buluştuk. Köy köy belde belde şehir şehir gidiyoruz, milletimizle kucaklaşıyoruz. Meydan meydan mücadelemizi büyütüyoruz. Yeni siyasi, cesur siyaseti milletimizle birlikte ilmek ilmek örüyoruz. Belki makamlar, binalar, şatafatlı sahneler yok. Bazen bir kahve sandalyesinin bir bankın üzerindeyiz ama milletin gönlündeyiz. Sayın Demirtaş'ın selamlarını aldık, başımızın gözümüzün üzerine koyduk.
- Ertesi sabah Antep'e geçtik. Yüzlerce araç, binlerce kişi Nizip sınırında bir benzin istasyonunda günü ilk kendiliğinden mitingini yaptık. İşçilerle, sivil toplumla bir araya geldik. Kalabalıktan esnaf ziyareti yapamadık. Nerede durduğunu dosta düşmana gösteren Gaziantep'in yiğit insanlarına da yürekten teşekkür ediyorum.
- İzmir'de bir günde altı ilçemizi ziyaret ettik. "Üzüntüden kilo verdim" diyen "Üzülme sana otobüs de alacağız bina da yapacağız" diyen teyzemin gözyaşlarında gücümüze güç, inancımıza inanç kattık. Kordon'a gittik, seçilmiş il başkanımızı görelim dedik, on binlerle bir kez daha kucaklaştık.
- Bir yanda bir mahkeme kararıyla, mutlak sultanın mutlak butlandan partiyi bölme umutlarıyla, onun teklif ettiği görevi kabul eden bir avucun yalnızlığı bir yerde... İzmir'de yüz binlerin kararlılığına yürekten teşekkür ediyorum.
- Daha önce görmediğimiz bir öfkenin enerjiye dönüştüğünü görünce diyoruz ki 'bir şeyler oluyor'. Bıraktığımız Ankara'da da hepimizi utandıracak bir şeyler oluyor. Bir acayip olağanüstü hal var bu ayrı, NATO zirvesi sırasında protesto olabilir şüphesiyle yapılan operasyonlar ve 178 kişinin tutuklanması var. Bu ülkede 2014 yılının kasım ayında bu Meclis'e bakanlar kurulundan bir kanun tasarısı sevk ettiler. O kanun tasarısında iki başlık vardı.
- Bunlardan biri önleyici, diğeri koruyucu gözaltıydı. 2015'in Mart'ında yasalaşana kadar dünya kadar tartışıldı. Türkiye'de kötü ellerde ne olabileceği konuşuldu, bu yasalaşmadı. Bundan 10 yıl sonra buradayız, bu kanunun geçmediği Meclis'in çatısı altındayız. NATO zirvesinden önce pikniğe giden TEMA gönüllülerini, gazetecileri, akademisyenleri tutukluyorlar. 30-40 yıl öncesinde kalmış örgütlerin isimleriyle suçluyorlar. Yapılan kim olursa olsun önleyici gözaltıyı reddeden Meclis'te 10 yıl sonra bırakın önleyici gözaltıyı önleyici tutuklama yapıyor adamlar. Trump gidince 'pardon' deyip bırakacaklar. AYM hak ihlali kararı verecek. Bu kadar açık net bir hukuksuzluk var. 'Erdemliler Hareketi' diye AKP kurulduğunda onu köpürtenlere soruyorum: Ne yapıyorsunuz şimdi?
- Dünya liderleri gelecek diye bu kadar utanç verici bir işi yapıp, AKP'nin Sözcüsü çıkıp konuşuyor. Ne kadar ağır hukuksuzlukların altında olursak olalım, bu işleri yapmalarına müsamaha göstermediğimiz gibi itiraz etmek, bu işi yapan utanmazları utandırmak boynumuzu borcudur. Kendi insandan korkan bir rejimin, şakaya- espriye tahammül edemeyen aciz bir haldeki bir rejimin tükeniş dönemini yaşıyoruz. Komedyen Deniz Göktaş, siyasi mizah yapan buna cesaret eden bir genç bir kardeşimiz. Açtım tamamını izledim. İktidarı da bizi de eleştiriyor. Güzel de reaksiyon alıyor, hepimiz de güldük.
- Efendim, Kuran'ı Kerim'e bilmem ne... Dini değerlerle alay... Bunun üzerinden iktidara yakın kalemler hedef tahtasına aldılar gencecik bir insanı. Hakkında soruşturma açtılar. Sanata saygısı olmayan, şakadan anlamayan bir anlayış var karşımızda. Siz bunu kendinize, ailenize izah edebiliyor musunuz? Bunu hoş karşılayan siyasetçinin madalyası olur bu. Bundan 65 yıl önce siyasetçiyi güzellik yarışmasında gösteren karikatür yayınlanabiliyor. Demirel, kendi kuklasıyla konuşuyordu. Şimdi ne oluyor? Onlar da milletten oy alıp geliyor. Ne oldu da bu millete efendi, cellat, ceberrut oldunuz?
- Sanmayın ki böyledir. Mizah karşısında, eleştiri karşısında kimsenin böyle bir dokunulmazlığı yoktur. Bunlardan öncekiler bunun 50 katını takdir ettiler. Bir ülkede eleştiri varsa hükümette kendine güven vardır. Bugün yaşanan acziyettir. Güçlü liderin karikatürden dizi titremez. Güçlü liderin şakadan ödü kopmaz. Hani diyor ya 30 yıllık yolculuğum var Erdoğan'la. Deniz kardeşime söz veriyorum Erdoğan'la olan 30 yıllık yolculuğunu sonlandıracağım.
- AKP'nin tükeniş dönemine uygun üçüncü bir kısım... Maalesef gelir ve servet adaletsizliği öyle bir boyuta ulaştı ki ülkenin yüzde 80'i Afrika, yüzde 20'si Lüksemburg standartlarında yaşıyor. Yüzde 32.6'lık enflasyonla Avrupa'da birinciyiz, dünyada 5'inci sıradayız. Gıda enflasyonumuz yüzde 35, dünya ortalaması yüzde 2. Ekonomide tarihin en kötü dönemini yaşıyoruz. Sonu görünmeyen ekonomik krizin içindeyiz. Bunun en yakıcı tarafı gıda enflasyonu. Milletin vergileri maaşlara değil, israfa ve faize harcanıyor. Toplanan her yüz liralık verginin 24 lirasını faize ödediler. Bu tutar 10 yıl önce 11 liraydı.
-75/80 bin lira maaş alan beyaz yakalılar aldığı 12 maaşı üçünü vergi olarak geri veriyor. Bu yüzden vergi dilimlerini bilerek güncellemedikleri için öyle bir noktaya geldik ki 2 yıl öncesine göre çalışanların ödediği gelir vergisi iki kat artmış. Maaşı yetmeyen kredi kartına yükleniyor, yüzde 94 faiz ödüyor. Parası olan bankaya koyduğunda banka yüzde 40 veriyor, bankadan borç aldığında yüzde 94 ödüyor. Ödenmeyen kredi kartından yüzde 30 vergi alıyor. Hani bu kazanandan alınacak bir şeydi?
- Her gün iğneden ipliğe zam geliyor bir tek maaşlar artmıyor. Yılda 4 değil sadece kanun gereği verilen zammı verdiler asgari ücretliye. Bugün asgari ücretin alım gücü 24 bin liraya gerilemiş durumda. Beş ayda bu erime yaşandı, ara zam yapmayı aklının ucundan geçirmeyen bir iktidar var. İki seçim arasında 'asgari ücrete yılda 4 kez zam yapacağız' diyorlardı. AKP'nin kara düzenini bitirmeden Türkiye'de gerçekten yüzü gülmeyecek.
- Biz ısrarla milletin gündemini anlatmak durumundayız. Zaten bunları anlata anlata birinci parti olduk. Şimdi bunları anlatmayalım diye bize saldırıyorlar. Emeklinin halini biz konuşmazsak kim konuşacak. Biliyorlar ki biz susarsak millet susacak. Bize yönelik saldırılar CHP'yi sahip bırakma operasyonu değildir. Ama esas gaye milletin dertlerini sahipsiz bırakma operasyonudur. O yüzden partimize adaysızlaştırma, lidersizleştirme operasyonu çekmektedirler. Meselenin kendisi CHP'nin kendisi değil esas mesele milletle iktidar arasındadır.
- Biz partimizi 47 yıl sonra birinci parti yapan, AKP'yi ilk kez yenen kadrolarız. Biz Erdoğan ile genel başkan olarak bir kez yarıştık. İlk ve tek seçimde Erdoğan'ı genel başkan olarak ben yendim, partisini CHP yendi bunu ne kendi üstüme aldım ne de sadece partimize mâl ettim. O gün dedik ki bu CHP'ye verilen bir yatırımcı kredisidir. CHP'yi ülkenin geleceğinde görmek için verdikleri bir kredidir. İktidar değişimi artık Türkiye'de bir takvim meselesidir. İktidara yürüyorken maruz kaldığımız saldırı bunu engellemeye yöneliktir. Biz durursak mutlak sultan olacak.
- AKP'nin ve Erdoğan'ın bütün hesabı CHP'yi karpuz gibi ortadan bölmekken, 70'e 30'a razıyken bekledikleri bölünmenin - karpuz gibi bölecek ya- başındaki sapını bile alamadılar. Millet karpuz gibi ortadan değil millet sapını gösterdi onlara. O yüzde karpuzun sapıdır sapı. Bunu sokakta herkes gördüğü için, herkes analiz ettiği için, Erdoğan değişik bir ruh haline büründü. Suçluluk psikolojisinin altında yoğun bir inkara geçmek, yani somut gerçeği inkar etmek için aşırı açıklamalar yapma sürecinde.
- Çıkıyor toplantıya, metnin yüzde 50'si 'Vallahi de billahi de biz yokuz. Bunu CHP'liler yaptı, bu onların iç meselesi.' Söylüyorum sen bu işin tam göbeğindesin. Erdoğan'ı izlerken yoğun inkarı görünce zaten anlıyorsun bu meseleyi kim yapmış... Anketlerde de görülüyor 'Bu iş bizi de yıpratıyor, CHP'ye yaradı. CHP'de olursa da şahlandılar, başka yola gitseler de yeni bir bela var karşımızda.' dedikçe biz yapmadıkça onların iç meselesi diyor. Ben şöyle bir açıklama yapıyor muyum? 'Komedyen Deniz Göktaş'a açılan soruşturmanın hiçbir yerinde yokum' diyor muyum? O yüzden herkes neyin ne olduğunu görmekte millet de bu işi ben söylüyorum diye değil kendi hissediyor diye bu tepkisi veriyor.
- Frankenstein canavarın adı değil onu üreten doktorun adı. Yazan yanlış yazmış. Butlana Frankenstein diyorsan yanlış. Eğer butlan bir canavarsa, Frankenstein Recep Tayyip Erdoğan'ın ta kendisidir. Bir küçük katkım olsun. Eğer Erdoğan Frankenstein ise yarattığı canavarı hiç orada burada aramamak lazım. Frankenstein'a bakılacaksa bugünkü Sabah Gazetesi'ne bir bakmak lazım.
- CHP içinde dış mihraktan bahsediyor. Dış mihrak varsa Erdoğan ve kurduğu bu plandan başkası değildir. Beni devlet okuttu, 10 yaşından beri. İki öğretmenin evladıyım, bir bahçıvanın torunuyum. Bir Balkan Türküyüm. Askerliğimi Mavi Vatan'da yaptım uzun dönem. CHP'yi dış mihrak diye tarif edecek adamın alnını karışlarım.